Çocuğa Kitap Okuma Alışkanlığı: Zorunluluktan Ritüele

“Artık her gün kitap okuyacaksın.” Bunu söylerken iyi bir şey yaptığımı düşünüyordum. Ela’nın ekran süresini azaltacak, kitap sevgisi kazanmasını sağlayacaktım. Sonuç tam tersiydi. Kitap, onun gözünde benim verdiğim yeni bir ödeve dönüştü.

Bir akşam kitabı açtı ama yüzündeki ifade bana yeterince şey söyledi. Sayfayı okuyordu, hikâyeyle ilgilenmiyordu. O gün hedefi değiştirdim: kaç sayfa okuduğunu takip etmek yerine birlikte okumayı sevilebilir bir zamana dönüştürmeye çalıştım.

Kitabı artık ben seçmiyorum

İlk zamanlarda “bu kitap çok faydalı” diye seçim yapıyordum. Ela’nın ilgisini ise ikinci plana atıyordum. Şimdi yaşına uygun seçenekler arasından büyük ölçüde onun seçmesine izin veriyorum.

Bazen benim hiç seçmeyeceğim bir konuya gidiyor. Tam da bu nedenle işe yarıyor; kitap benim projem değil onun merakı oluyor.

Önce Sonra
Kitabı ben seçiyordum Yaşa uygun seçeneklerde Ela seçiyor
Sayfa hedefi koyuyordum Kısa ortak zaman hedefliyoruz
Okudun mu diye kontrol ediyordum Hikâye hakkında doğal sohbet ediyoruz
Kaçırılan günü telafi ettiriyordum Ertesi akşam normal devam ediyoruz

Beş dakika da okuma sayılıyor

Her akşam yarım saat okumak gerçekçi değildi. Bazı günler yorgunuz. Bu yüzden “en az şu kadar sayfa” yerine kısa bir başlangıç kullanıyoruz. Beş dakika sonra bırakmak isterse her akşam bunu mücadeleye çevirmiyorum.

İlginç biçimde baskı azalınca bazı akşamlar kendisi devam etmek istiyor.

Sırayla sesli okumak

Bizde en çok çalışan yöntemlerden biri sırayla okumak oldu. Bir bölümü ben, kısa bir kısmı Ela okuyabiliyor. Okuma düzeyi ve isteğine göre bu değişiyor.

Takıldığı kelimede hemen sınav öğretmeni gibi düzeltmek yerine hikâyenin akışını korumaya çalışıyorum. Sürekli hata avlamak okuma zamanını performans testine çevirebiliyor.

Kitap bittikten sonra sınav yapmıyorum

Eskiden “Ana karakter kimdi? Ne oldu? Bana anlat” gibi sorular soruyordum. İyi niyetliydim ama Ela bazen okul ödevi yapıyormuş gibi hissediyordu.

Şimdi merak ettiğim bir şeyi gerçekten soruyorum: “Sence neden öyle yaptı?” veya “Ben en çok şu kısmı sevdim.” Cevap vermek istemezse konuşmayı zorlamıyorum.

Ben telefonla uğraşırken ona kitap oku demiyorum

Çocuğa kitap okumanın önemli olduğunu söyleyip bütün boş zamanımda telefon ekranına bakarsam mesajım pek güçlü olmuyor. Bu nedenle bazen onun okuma saatinde ben de kendi kitabımı veya basılı bir şeyi okuyorum.

Her akşam kusursuz örnek olduğumu söyleyemem. Ama “kitap çocukların görevi, ekran yetişkinlerin hakkı” görüntüsünü azaltmaya çalışıyorum.

Kitapların görünür olması

Kitapları yüksek bir rafta dekor gibi tutmak yerine Ela’nın erişebileceği küçük bir bölüm oluşturduk. Çok fazla kitabı aynı anda yığmak yerine birkaç seçeneği görünür bırakmak seçim yapmasını kolaylaştırıyor.

Okuduğu kitapları zaman zaman değiştiriyoruz. Eski favoriler tekrar rafa gelebiliyor; aynı kitabı yeniden istemesini “bunu okuduk” diye engellemiyorum.

Aylık yaklaşık 150 TL bütçe şart değil

O dönemde kitaplara ayırdığımız para ortalama 150 TL civarındaydı. Bu güncel kitap fiyatı veya tavsiye edilen bütçe değil. Sonradan her kitabı satın almamız gerekmediğini daha çok kullandık.

Kütüphane, okul kaynakları ve arkadaşlarla uygun kitap değişimi bütçeyi esnetebiliyor. Satın aldığımız kitaplarda ise yaş uygunluğu, içerik ve gerçekten okunma ihtimali benim için indirim oranından daha önemli.

Kaçırılan akşamı borca çevirmiyoruz

Bir gece misafirlikteysek veya çok geç geldiysek “dün okumadın, bugün iki kat okuyacaksın” demiyorum. Ritüel borç defterine dönüşürse keyif tarafı hızlıca kayboluyor.

Ertesi gün kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Yatma öncesi ritüel neden işe yaradı?

Okuma için gün içinde sürekli “hadi şimdi” demek yerine belirli bir zamana bağlamak karar sayısını azalttı. Bizde çoğunlukla yatmadan önce oluyor.

Ancak uyku saatini gereksiz uzatacak kadar uzun tutmuyoruz. Bazen hikâyenin en heyecanlı yerinde “yarın devam” demek ertesi akşam için güzel bir merak bırakıyor.

UNICEF’in yaklaşımından aldığım şey

UNICEF’in ebeveynlik içerikleri çocukla birlikte okumanın yalnız okuryazarlık değil, etkileşim ve bağ kurma açısından da değerini anlatıyor. Benim evde gördüğüm de buna yakın: bazı akşamlar kitaptan çok hikâyenin açtığı sohbet aklımızda kalıyor.

Bu nedenle okuma saatini yalnız akademik başarı projesi olarak görmüyorum.

Okuma güçlüğü varsa “isteksiz” etiketi koymam

Çocuk okumaktan sürekli kaçınıyorsa bunun yalnız tembellik veya inat olduğunu varsaymak doğru olmayabilir. Görme, dikkat, dil veya öğrenmeyle ilgili farklı ihtiyaçlar bulunabilir.

Belirgin ve devam eden güçlükte öğretmeniyle görüşmek ve gerektiğinde uygun uzman değerlendirmesi almak, evde daha fazla baskı kurmaktan daha doğru olabilir.

Ekranı kitapla cezalandırmıyorum

“Telefonu çok kullandın, ceza olarak 20 sayfa oku” cümlesi kitabı ceza aracına dönüştürüyor. Ekran kurallarını ayrı, okuma alışkanlığını ayrı yönetmeye çalışıyorum.

Kitap okumayı ekran hakkı kazanmak için zorunlu puan haline de getirmedim. Bizde daha iyi çalışan şey, kendi başına değerli bir ortak zaman olması.

Kaliteli zaman tarafı

Okuma ritüeli aslında baba-çocuk arasında kaliteli zaman oluşturmanın en kolay yollarından biri oldu. Büyük etkinlik planlamak gerekmiyor; aynı koltukta on dakika oturmak yetebiliyor.

Hikâyelerin açtığı sohbetler de çocuğu daha iyi tanımaya yarayan sorular ve oyunlar gibi doğal biçimde birbirimizi anlamamıza yardım ediyor.

Bizde çalışan kısa düzen

  1. Yaşa uygun birkaç kitap arasından seçimi Ela yapıyor.
  2. Yatmadan önce kısa bir okuma zamanı açıyoruz.
  3. İsterse sırayla sesli okuyoruz.
  4. Sayfa sayısını yarışa çevirmiyoruz.
  5. Hikâye üzerine sohbet kendiliğinden gelirse konuşuyoruz.
  6. Bir akşam kaçarsa borç yazmıyoruz.

İlk kez bana hikâye okuduğu gece

Bir akşam kitabı eline aldı ve “Bu sefer ben sana okuyacağım” dedi. Cümleleri yavaş gidiyordu, bazı yerlerde durdu. Ben de acele ettirmedim.

O an ilk baştaki “her gün şu kadar okuyacaksın” planımı hatırladım. Eğer yalnız sayfa hedefinin peşinden gitseydim belki daha çok sayfa bitirebilirdik. Ama o geceki isteği yakalayamayabilirdik.

Şimdi kitap sayısını değil, kitabın evde ne hissettirdiğini daha çok önemsiyorum. Bizde alışkanlık, zorunluluk azalınca başladı.

Kaynak: UNICEF Parenting – Reading with your child. Öne çıkan görsel: Picsea / Unsplash.

Kaan
Yazar

Kaan

39 yaşında, kurumsal bir yazılım şirketinde proje yöneticisi ve bir kız babasıyım. Boşanma sonrası tek başıma yaşamaya başlayınca yemek, ev düzeni ve günlük hayatın pratiklerini deneme-yanılmayla yeniden öğrendim. Evde Erkek Var'da bu süreçte edindiğim gerçek deneyimleri, işe yarayan pratik çözümleri ve baba-kız yaşamından öğrendiklerimi paylaşıyorum.

Kaan'ın tüm yazıları